Skip to main content

konuşma!

Haluk Bilginer’in yorumuyla, Güneşin Oğlu filminden alıntı Ülkü Tamer şiiri.

konusma-haluk-bilginer

aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

Mutluluğun Resmi Üzerine

Nazım eşine itafen yazdığı “Saman Sarısı” adlı şiirinin içinde Abidin Dino’ya çağrılarda da bulunmaktadır.

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmadı. Çünkü o da biliyordu ki, tek bir kare ile somutlaştırılamazdı mutluluk denen kavram. O mutluluğu sözcüklerle anlatma yolunu seçti. Yaşanmışlıklarının beraberindeki arzularının, hayallerinin içinde olduğu bir şiirle…

nazimabidinhl9

Mutluluğun Resmi 

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tuval yeterdi;
ne boya…

Abidin Dino

bize bu para yeter…

“Hepinizin haberi olmuştur. Bir kaç gün önce Çanakkale’de yaşlı bir dedeyle ninenin evi yandı. Nine Alzeimer hastası. Sonra sosyal medya seferber oldu, yardım kampanyası düzenlendi. Doksan küsür bin lira olunca yardımlar, yeter dedi dede. Yavrum bize bu para yeter, yollamayın bize daha fazla para, ihtiyacı olanlara yollayın.. Şimdi ben diyorum ki verin lan bu ülkeyi o dede yönetsin. Ekonomiyi biliyor oğlum o dede, vicdan nedir, hak hukuk nedir biliyor. Si.eyim okuma yazmasını tahsilini üniversitesini. Verin o dedeye ülkeyi o yönetsin. Gelmiş geçmiş herkesten daha iyi yönetmezse adam değilim lan ben.”

Ali Lidar

canakkale-yasli-cift

Nişanlım.. Kalbimle nişanladığım…

Nişanlım.. Kalbimle nişanladığım…
Dilimin bağı resmine bakarken çözülüyor. Çözülürken bin kere söylüyorum. Taşıdığım ve yüklendiğim tuğlalar kadar, düşündüğüm ama yazamadığım mektuplar kadar çok, onlar kadar ağır, onlar gibi kızıl; seviyorum..
Yoruldukça seviniyorum sana olan yolum kısalıyor diye.
Beni sana yaklaştıran eziyeti öpüp başıma koyuyorum.
Seni seviyorum.